"Hayatım aslında çeviri"

Söyleşiler -

Eren Yücesan Cendey: Hayat daima önce gelir, hiçbir öneriyi çeviri bahanesiyle reddetmem ama bir bakıma da benim hayatım aslında çeviridir.

Sıradışı iki kadını, yazar Lenu ile tutkulu Lila’yı anlatan “Napoli Romanları” serisinin, sırasıyla Benim Olağanüstü Akıllı ArkadaşımYeni Soyadının HikâyesiTerk Edenler ve Kalanlar ve Kayıp Kızın Hikâyesi romanları, ilk kitabın basıldığı Haziran 2015 tarihinden bu yana günden güne daha fazla okunuyor, daha çok konuşuluyor ama ne yazık ki bu serinin üzerine çok fazla konuşulmuyor. Hâlbuki konuşulması ve yazılması gerekiyor! Müstear ismiyle tanıdığımız yazar Elena Ferrante’nin kaleme aldığı bu dört kitaplık seriyi İtalyancadan yaptığı çevirileriyle tanıdığımız çevirmen Eren Yücesan Cendey Türkçeye kazandırdı. Toplamda yaklaşık 2000 sayfayı aşan bu seriyi altı ay gibi kısa bir sürede çeviren Eren Yücesan Cendey, çok üretken bir çevirmen. Umberto Eco’nun Prag Mezarlığı’ndan Sıfır Sayı’sına, Daria Bignardi’nin Artık Gidebilirsin’ine, Dino Buzzati’nin Colombre’sinden Cesare Pavese’nin Güzel Yaz’ına, Alberto Moravia’nın Küçümseme’sinden Tiziano Terzani’nin Atlıkarıncada Bir Tur Daha’sına, Sophia Loren’in Dün, Bugün, Yarın Bütün Hayatım’ına ve Susanna Tamaro’nun Yüreğinin Sesini DinleYüreğinin Götürdüğü Yere GitDüşünen Bir YürekHer Sözcük Bir Tohumdur kitapları başta olmak üzere bütün eserlerini Türkçeye kazandıran Eren Yücesan Cendey, İtalyan Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. Üretken çevirmen Eren Yücesan Cendey’le birlikte Elena Ferrante’nin kalabalık mahallesinin konuğu olduk. Dörtlemedeki karakterleri, yazarın kimliğini, İtalya’yı, Napoli’yi, çevirmenliği(ni), İtalyancayı ama en çok da Lila ve Elena’yı konuştuk.

Sırasıyla Çocukluk- Ergenlik, Gençlik, Ara Dönem, Olgunluk- Yaşlılık- Son Deyiş olmak üzere iki yakın arkadaş Lila ve Elena’nın hayat hikâyelerini anlatan Napoli Romanları, Lila’nın arkasında en ufak bir iz bırakmadan ortadan kaybolmasıyla başlıyor. İlk kitabın giriş bölümünde “Bakalım bu sefer kim kazanacak, dedim kendi kendime. Bilgisayarımı açtım ve aklımda kaldığı kadarıyla bütün öykümüzü, her bir ayrıntısıyla yazmaya başladım” (s. 33) diyor Elena. Kim kazanıyor sizce?

Bu sorunun aklıma ilk gelen yanıtı, yazarlığını, toplumsal konumunu, ailesini göz önünde bulundurarak “Elena elbette” oluyor. Kitapların dördünü de okumayan, henüz sonunu öğrenmemiş olan okurları düşünerek açıkça söylemeye çekiniyorum ama Lila son anda gene Lenu’nun karşısında küçük bir zafer kazanıyor; acaba kazanan gene Lila mı oldu diye düşünmeden edemiyorum.

Böylesine büyük bir başarı getiren bir serinin yazarının ortaya çıkmaması da ilginç, değil mi? Hele herkesin göz önünde olduğu böyle bir çağda. Yazar bilindiğinde onun edebîüretimleri ile kişisel hayat hikâyesi arasında bir bağ kurulmaya çalışılıyor genelde. Müstear isim kullanmayı tercih eden yazar, buna da engel olup sadece metni konuşulsun mu istiyor?

Böyle bir çağda gizlenmeyi başarmak ve gizlenmek istemek de onu özel kılıyor. Kendisi sadece metnin konuşulmasını istediğini, yazdığı bunca romanla kendini yeterince ele verdiğini söylüyor. Aslında kimliği belli yazarların kim olduğunu kaç okur araştırıyor, hayatını merak ediyor acaba?

Çok haklısınız. Elena, Nino’yla konuşurken şöyle bir cümle kuruyor: “Sorunlar iyi bilinmezse ve çözümler zamanında bulunmazsa doğal olarak kargaşa patlak verir. Ama suç isyan edenin değil, yönetmeyi bilmeyenindir.” (sf. 220) Romanlarda toplumsal hareketlere, sınıf çatışmalarına, protestolara da yer veriliyor. Dönemsel referansları da düşündüğünüzde yazarın kimliğiyle ilgili ne tür ipuçları yakalıyorsunuz?

Evet, İtalya’nın çalkantılı yılları, toplumsal ve siyasî hareketleri çok ayrıntılı olmasa da okura anlatılıyor. Yolun çok başında gencecik bir yazar olduğunu zaten düşünmüyorum ama belli ki o da İtalya’nın bu ‘ilginç’ yıllarına tanıklık etmiş biri.

Benim amacım alışıldık beklentileri hayal kırıklığına uğratmak ve yeni beklentilere ilham olmaktır” diyor yazar. Bu seriyle bunu başardığını düşünüyor musunuz?

Aslında her roman yeni beklentilere ilham olmak için yazılır ya da yazılmalıdır. Kendisi amacına ulaştığını düşünüyor mu acaba, ben de onu merak ettim!

Kesinlikle öyle. Romanda çok fazla karakter var. Başlarda kim kimdi karıştırabiliyor insan. Biraz ana karakterleri konuşalım mı?

Evet, mahalle kalabalık; herkes herkesle ilişki içinde. Gerçi Napoli büyük bir şehir ama mahallede sanki küçük bir köy hayatı yaşanıyor. Bizler de Lila ve Elena ile birlikte dolaşıyoruz sokaklar arasında. Toplamda on civarında aile var, öğretmenleri ve birkaç yan karakteri saymıyorum! Zengin aileler, fakir aileler, işverenler, patronlar, kunduracılar, pastacılar, manavlar, marangozlar, kadınlar, çocuklar, anneler, babalar ve kardeşler... Mahallenin bu kadar kalabalık olması korkutmasın ama okuru. Kısa zamanda siz de bu karakterlere komşu oluveriyorsunuz. Zaten yayınevi okurun karıştırmaması için başa bir liste koymuş; ilk başlarda ben bile bakıyordum o listeye! Serideki karakterlerin kimi politik bir duruş sergiliyor, kimi aşk peşinden koşuyor, kimi para kazanmanın derdine düşüyor, kimi de eğitimi hayatının merkezine alıp kendini kitapların dünyasına atıyor. Bu birbirinden farklı karakterler sayesinde Napoli özelinde çeşitli hayat hikâyelerine ortak oluyoruz, en önemlisi kadınları okuyoruz, kadınların mücadelelerini, kavgalarını ve arzularını. Beni şaşırtan örneğin Lenu’nun annesinin adı listede sadece anne olarak geçiyor, o kadar kimliksiz. Neyse sonlara doğru öğrendik!

Buna dikkat etmemişim! Çok önemli bir ayrıntı. Peki, bu seride en çok sinirlendiğiniz, kızdığınız karakter hangisi oldu?

Lila elbette insanı sinir eden hâller yaratmakta çok başarılı. Babasının tipik cahil baba davranışıyla kızını okutmaması da beni çok kızdırdı; annenin de bu karar karşısında edilgenliği pek aşina geldi.

Peki, en çok kimi kayırdınız?

Romanda galiba tek masum karakter vardı, o da Enzo idi.

Söyleşinin devamı için: https://t24.com.tr/k24/yazi/eren-yucesan-cendey,845 

Söyleşi: Cansu Canseven 

"Hayatım aslında çeviri"
0
0
0
0
0
0
0

comment-ollang OLLANG ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın

ollang-avatar

FACEBOOK ÜYELERİ NE DİYOR?